İlkel Bir Dünyada Yaşadığımızın 10 Kanıtı

İlkel Bir Dünyada Yaşadığımızın 10 Kanıtı

10 Ekim 2018 0 Yazar: rumeysa sariarslan

Hala İlkel Bir Dünyada Yaşadığımızın 10 Kanıtı

Modernizmin Aldanmacası;

Hala ilkel bir dünyada yaşadığımızın 10 kanıtı ile her gün karşımıza çıkan ve üzerine düşünmediğimiz ilkel davranışlarımızı konu aldım. Modernizmi teknolojide değil de kişilerin karakterleri üzerinde görsek daha şık olmaz mıydı? Gündelik hayatta kendimizi teknoloji ile çağ atlamış ve asırlardır lüks içinde yaşayan bir tür gibi hissediyor olabiliriz. Kısa zamanda çok ilerleme kaydettik ve en çok da kendi kendimizi algılayışımız değişti. Eski ilkel alışkanlıklarımız değişmese de biz değişmiş gibi yaparak yaşamaya devam ediyoruz. Aşağıda gündelik hayatta sizin de dikkatinizi çekebilecek basit ilkel belirtilerden bahsediyorum. İyi okumalar.

Akrabalık

  1. Akraba, Sosyal Statü Ya Da Tanıdıklara Göre Hareket Etmemiz; İlkel Kabilemiz

Sosyal çevremizden çıkamayışımız, kutuplaşmamız, kendi sosyal kabuğumuza çekilmemiz kimi zaman özgüvensizlik, kimi zaman cesaretsizlik, kimi zaman toplumsal yapı olarak karşımıza çıkıyor. Peki, modern zamanlarda kendi organik ilişki ağlarının faydasını görmeden başarılı olabilen kaç kişi vardır? Ve esas başarı hikayesi, esas mutluluk bu değil midir?

Hiçbir torpil olmadan kurumsal bir firmada, yüksek bir pozisyonda işe başlamak. Ekonomik durumu birbirinden farklı insanların arkadaş olması, aynı masada aynı yemeği paylaşmaları. Etrafında piyano çalan kimse olmayan bir çocuk dünya çapında dinlenen bir piyanist olunca, müzikle ilgili hiçbir çalışması olmayan bir ailede büyüyen çocuk müzisyen olunca, bu daha büyük bir başarı değil midir? Ailesinde oyuncu olan biri için oyuncu olmak sadece yetenek meselesiyken, oyunculuğu aşkla kafaya koymuş biri konservatuarı kazanmak için yıllarını veriyor, okuyor, yetmiyor 5-10 sene tiyatro yapıyor. Sonra 1 tek kişi onu keşfedip popüler bir projeye koyunca, bu yetenek aniden oyunculuk konusunda otorite oluyor. Aslında hep otorite olması gerekmez miydi? Ya da keşfedilmeyen onlarcası. İşte bunlar ilkelliğimizin, bütün insanların eşit olmadığının göstergesi.

Toplumumuz kendisi hakkında reklam yapması gerektiğinde çok modern, çok özgür, çok kendiyle barışık laflar ediyor ancak içeriğe baktığında sosyal sınıfların seçici geçirgenliği değişmiyor. Herkesin refah düzeyi aynı oranda artmıyor. Birileri hep evrenden torpilli. Dezavantajlılar arasında sadece, insanüstü gayret ve cesarete sahip olanlar, gerekenden 3 kat fazla çalışarak şanslarını değiştirebiliyor, eşitlikte ben de varım diyebiliyor.

 

  1. Erkek Egemenliğin İliklerimize İşlemesi; İlkel Egemenlik

Güç hiyerarşisini hala ormanda yaşıyor gibi şiddet üzerine kurmak ilkel taraflarımızdan biridir. Nereden geldi ve ne zaman bu kadar ataerkil olduk? Testosteronun bu konuya etkisi ne boyutta? Bu sorular üzerine birçok tez olmasına rağmen belki sistemin kör noktasında kalması sebebiyle belki de sistemin sürdürülebilmesi için hassas bir konu olduğu düşünülerek üzerine gidilmiyor.

Konuştuğumuz kadarı sosyal medyada klavye şövalyeliği ile ilan ettiğimiz karşı görüşümüz. Ancak tv programlarında, dizilerde, reklamlarda, mizah anlayışımızda (anlayamayışımızda), sinema filmlerinde, gündelik hayatta, dilimize sinsice işlemiş deyimlerde hala bu ataerkil sistemle yaşıyoruz. Ve bu yöneticilerin bize yaptırabileceği, yaptırması gereken bir şey değil. Bunun çok daha üzerinde bir değişim gerektiriyor. Asırlarca içimize işlemişliğinden kurtulabilmek için belki yüksek irade, beynin otokontrol merkezinin (frontal lob) fazlaca çalıştırılması ve beyin sağlığı-ruh sağlığı konularının paralel irdelenmesi gerekiyor. İlkel içgüdülerin bilinç düzeyinde aydınlatılması ve üzerinde durulması için çalışılmalı.

 

  1. Sadece Kimin Haklı Olduğunun Önemsendiği Konuşmalar; İlkel Benlik

Tartışma

Münazara kültürümüz zaten yok. Bazen dışarıdan bakıldığında çok önemli konular tartışılıyor gibi düşünebiliriz ancak televizyon tartışma programlarında bile çoğu zaman karşılaştığımız tablo; itibarına layık ve iltifata tabi olmak için titizlenen sözde konuşmacılar, sanki konuyu konuşmaya değil de şöhretine şöhret katmaya, kendini göstermeye gelmiş. Bazen de dürtüsel davranan, duygularının kölesi olmuş çalışkan insanlar görüyoruz. Böylece ilerlemeyen konular, gergin tartışmalar, düşündürmeyen muhalifler, sadece dedikodu malzemesi olan programlar. Bir şeyler öğrenmek istiyorsak bilirkişilerin bir araya gelip münazara yaptığı ve hoşgörülü olduğu programlar maalesef az sayıda.

Bir de bu tatsız tartışmaların sosyal medya ayağı var. Sosyal medyada paylaşılan bir postun altında kızılca kıyamet kopuyor. Bir yerden sonra konuşulan konunun bir önemi kalmıyor. Aslında herkes birbirine haklılığını kabul ettirme peşinde birer sesten ibaret. Doğru, zaten kişinin bakış açısına ve duruma göre değişebilen geniş bir yelpazeye sahip. Toplumun konuşması, teğetler kurması, ortak doğrular yaratması önemli ise de bu kakafonik ortamda ağız dalaşını kazanma hırsı yüzünden haberleşme zemini oluşmuyor. Bu itici ortam ya seni de kendine benzetiyor ya da uzak durup sakınmana sebep oluyor.

Sanki herkes asırlardır yeterince haksız olmuş da artık bir gram bile haksız olmaya tahammülü kalmamış gibi bir kıvılcım ile yaşamına devam ediyor. Bunlar hep sevgisizlik de, işte…

 

  1. Hayatımızı Saran Çıkar Algoritması; İlkel Çıkarlarımız

Ben senin için x hareketini yaptım, sen de benim için bunu yapmalısın. Yapmazsan nankörsün, kötüsün, adisin. Bu birinci aşama. Bir de ikinci aşama var. Birisi omzunuzda ağlar; ben ona şunu verdim, bunu verdim o ne yaptı, beni terk etti. Fedakarlık yapan kişi zaten öyle verici olayım ki beni terk edemesin diyerek hareket eder. Hayatında herhangi birinin olmasına ihtiyacı vardır. Ya da yalnız kalmaktan korkuyordur. Ama çıkarları için yaşadığını saklayarak kendini herkesten farklı, çok iyi bir melek gibi göstererek her durumda kazanır. Terk edilmezse ihtiyaçları karşılanmış, yalnız kalmamış olur. Terk edilirse teselli olurken kendisinin ne kadar iyi bir insan olduğundan bahseder durur. Kötü olan hep başkalarıdır.

Bunun gibi bilinçaltında kalan veya bilinç üstüne çıkmasını istemediğimiz o kadar çok oyun oynarız ki günün sonunda artık bu toplumsal bir alışkanlık haline gelir. Artık kendi çocuğumuza bile, iyi bir çocuk olması ve bize itaat etmesi şartıyla sevgi ve güven veririz. Bunu da kimse kabul etmez. Çünkü beyin de bir nevi organik makine. Ve yanlış çalıştırılmaktan devreler yanar. Artık ya çalışmayı bırakır ya da yanlış yoldan çalışmayı benimser. Yanlış yoldan çalışmayı benimsemiş bir beyin doğru yolu algılayamayacaktır.

Artık insanlar ellerine geçen en ufak bir yetkiyi kendi çıkarı için kullanıyor. Makam sahibi olan kişi yöneticisi olduğu çalışanlarından biriyle cinsel münasebet yaşıyor. Sonra bu çalışanına yetki veriyor. Çıkar odaklı ihtiyaç döngüsü, legal ya da etik kavramları tanımıyor. Yolunu buluyor. Bir iş adamı yolsuzluk yapıyor, kazancının yarısını yetkiliye bahşediyor. Mesele kapanıyor. İkisi de akça pakça oluveriyorlar hukuk karşısında. Vicdan karşısında. O sırada hakkı yenen insanlar da kendi küçük çıkarlarının peşinde oluyorlar. Artık bu yadırganmıyor.

Hayvanlar aleminde aslan bir ceylan yakaladığında kendisine itaat eden hısımlarıyla paylaşır.

 

  1. Para Kazanmak İçin Yalan Söylemek; İlkel Alışkanlıklarımız

Bu olayın normal hale gelmesi beni hep düşündürmüştür. En başta pazarlamacılar ve satıcılar. Hangi pazarlamacıya sorsanız onun ürünü dünyanın en iyisidir. Diğer ürünlerin hepsini kullanmış ve bir tek bundan memnun kalmıştır sanki. Hem şöyle, hem böyle, hem öyle, hem de muazzamdır. Asla bozulmaz, zaten 3 yıl garantisi vardır. (Bu durumda 3 yıldan sonra garanti bozulur. Hele de teknoloji ürünü ise.) Ama 3 yıldan önce bozulan ürünler için de servis hizmetleri vardır. Ürünleri bozulan müşteriler sistemi bilir ve müşteri hizmetlerini arar. Kimse müşteri hizmetlerine bu ürün neden bozuldu diye hesap soramaz. Dünyanın en iyi ürünüdür, bozulmuştur ve bu normaldir. Yani yalan söylemek geçerli bir satış stratejisidir.

Bazı insanlar bu stratejiyi ilişkilerine de uygularlar. Kendilerini tercih edilmesi avantajlı bir ürün gibi sunarlar. Satın alırsınız. Eve götürürsünüz bir bakarsınız içi çürük.

Emlakçı başka bir emlakçıyı müşteri gibi arar ve ilan portföyünü öğrenir, taksici yolu uzatır ve neden kısa yoldan gitmedik dediğinde, orada trafik var der. Bazen de eşofmanla gittiğinde 5 TL’ye aldığın suyu, takım elbiseyle gittiğinde aynı satıcıdan 10 TL’ye alırsın. Buradaki yalanın giriftliğini izah edemeyeceğim. Ama normaldir. Çünkü dün fakirdin imkanın yoktu, bugün zenginsin. Takım elbise giyip suyun neden 10 TL olduğunu sorgulayacak değilsin herhalde. Çok ayıp!

İlkel Dünyada Hayvanları Pusuya Düşürmek İçin Kandırırdık, onu da karnımızı doyurmak için yapardık. Şimdi yanımıza kalan bu özellikle ne yapacağımızı bilemediğimizden, birbirimizi kandırıp zengin olduğumuzu sanıyoruz. Halbuki sürekli başkaları da bizi kandırıyor. Para aynı para. Anlamsızca dönüp duruyor.

 

  1. Dalkavukluk, Yani Yalakalık;

Bu da çıkarcılık eylemi olmakla birlikte astarı yüzünden pahalıya geldiği için ayrı bir başlık olmaya hak kazandı. Akrabalık ve çıkar alışverişi bunca gelişmiş bir toplumda, bereketli çıkar ilişkisi ağlarına dahil olabilmenin, en azından bu ağa dahil edilmeye layık bir aday olduğunu ilan etmenin biçimidir. Çünkü beni kullanabilirsiniz, benden faydalanabilirsiniz, sizin tarafınızdan kullanılma şerefini bana lütfeder misiniz demektir. Ya da aranızda zaten çıkar ilişkisi olan kişiyle oluşan gergin iplerin biraz yumuşatılmasıdır.

Özel hayatta da örnekleri vardır. İlkel olmasının sebebi korku kültürünün parçası olması ve samimiyet barındırmamasıdır. Efendim elbiseniz size çok yakışmış dendiğinde asla gerçekten yakışıp yakışmadığını bilemezsiniz.

Ya da karşı cinsin birlikte olmak istediği kişiye karşı uyguladığı aşk bombardımanı vardır. Yalakalığın üst versiyonudur adeta. Dünyanın en güzel kadını/erkeğisinizdir. En iyisi ve mükemmelisinizdir. En güzel ilişkiyi siz bilirsiniz, her şeyin en güzeline layıksınızdır. Ancak her saniye değişebilir bu durum. Karşınızdakinin çıkarlarına hizmet etmeniz bittiği anda normal konumunuza inersiniz.

Yalakalık yapanlar kadar buna pirim verenler de ilkel dürtülerinin esiri olmuştur. Beğenilmek, onaylanmak için her şeye inanmaya hazır olmak bu duruma zemin hazırlar. Yalakalıktan etkilenmemenin ve yalakalıkla etkilemeye çalışmamanın yolu, kendini bilmek ve karakter sahibi olmaktır herhalde.

 

  1. Manipülasyon; İlkel Baskınlık

Kedi

Karşımızdaki insana manipülasyonla istediğimizi yaptırmamız o kadar mübah ki, uygulayabileceğiniz en iyi manipülasyon teknikleri diye kitaplar satılmakta. İş başarınızı arttırmak veya çevrenizde daha önemli bir kişi olmak için bu kitaplara başvurabilirsiniz. Çünkü onlar da şahane pazarlamacılık örnekleriyle taçlandırılmıştır. Bu kitapları alıp uyguladığınızda hemen sözü önemsenen bir insana dönüşürsünüz.

Dünya bizi hala samimi bir toplum olmamızla övedursun biz de sakin sakin kendi altımıza dinamitleri döşüyoruz. Yakınlarımıza samimi, uzaklarımıza hilekar davranmak olağan bir günlük prensip olarak satılmakta. Herkesin gruplaşıp birbirine saldırması; zebralarla çıtalar arasındaki savaş gibi. Bana uzak diyerek kötülük yaptığımız insan da, kendi uzağı olarak gördüğü yavrumuza kötülük yapacak ve onu hile ile kullanacak. Hepimiz birbirimizle ilişkiliyiz. Karma yasası gibi ama o kadar ruhani düşünmeye bile gerek yok. Matematiğe de inansanız anlaşılır bir olasılık kötülüğün size geri dönmesi.

 

  1. Mobbing; İlkel Linç

Manipülasyondan birkaç basamak sonrası. Tek başımıza manipülasyon yaptık yaptık, yine de iş arkadaşımız bizden etkilenmiyor. Onu istediğimiz gibi yönlendiremiyoruz. Her toplantıda öne çıkıp konuşmalarıyla patronun gözüne giriyor. Aslında sosyal hayatında da sessiz, sakin, uyumlu biri mi? O zaman tam mobbing uygulamak için biçilmiş kaftan.

Ona öyle şeyler yapabilirsiniz ki, olaylar kontrolden çıkana kadar asla başına örülen çorapları anlayamayacaktır. Önce ufak tefek dedikodulara başlar, sonra hedef gösterirsiniz. Küçük gruplar içinde sözlerinin, davranışlarının ne kadar uygunsuz olduğu hakkında birkaç kişiyi ikna etmeniz yeterli. Sonrası çığ gibi büyür ve pek çok iş arkadaşınız onun yanına gittiğinde itici bulunacağını ve yalnız kalacağını düşünerek kurbanın yanına gitmez. Onu dışlar. Aksi taktirde kendisi dışlanacaktır. Grup ve aidiyet bilincine hoş geldiniz. Acımasız hayvanlar aleminden kalan ilkel alışkanlıklar işte bunlara sebep olur. Sizinle eşit haklara sahip olduğu Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen yetişkin insan artık sadece hastalık yapan bir gen muamelesi görür ve psikolojik linç yaşar.

Bu arada neyse ki mobbing dünyada ve bizde suç kapsamında değerlendiriyor ve davalar mağdur lehine sonuçlanıyor.

Grup psikolojisi; Aklıma gelmişken grup psikolojisinin insanlara tek başlarınayken asla yapmayacakları şeyleri bir gruba dahil olduklarında düşünmeden yapabildikleri konusunda pek çok bilimsel çalışma bulunmaktadır. Bu grup psikolojisinin vardığı en acımasız sonuç, fiziksel linç kültürü maalesef.

 

  1. Kendinin Karşındakinden Daha Zeki Olduğunu Sanmak, Başkalarının Aklını Küçümsemek; İlkel Üstünlük

Ve her işte bu sanılgıyla hareket etmek. Market sırasında kuyruk var diye, kasiyerlere hiddetlenerek kasa açtırıp, bu sayede en arkadayken kasanın en önüne geçip hiçbir şey olmamış gibi yapmak. Bir ürünü değerinin 5 katına satıp, haydi yine iyisin ben olmasam bunu bu fiyata alamazdın demek. Müşterinin daha sonra araştırma yapmayacağına o kadar emin ki. Çünkü tek zeki kendisi. Sokaktan geçen kadınları ön profilden süzdükten sonra tam yanından geçecekken arka profilden süzecek şekilde pozisyon almak. Çünkü seni dışardan gören kimse bu durumun farkında değil.

Başka bir en büyük örnek sanırım çocuklara kötü davranmak. Haklarını gasp etmek. Sen küçüksün sen anlamazsın demek. Çocuğun şahsiyetinin geliştiği yıllarda onu yaralamak. Çocuk büyüdüğünde, benim sadece yaşım küçüktü ama haksızlığa uğradığıma aklım eriyordu diyecektir. Sanılanın aksine, genetik çaprazlamanın çeşitliliğe etkisi ile çocukların ebeveynlerinden daha zeki olması ihtimali yüksektir. Zekadan kastettiğim idrak gücüdür. Yoksa zekanın türleri ve parmak izi gibi farklılıkları vardır.

Hayvanlar bile zekidir. Konuşamıyorlar diye sizin niyetlerinizi anlayamıyor değiller. Sadece çok incitildiklerinde sevgiden de kaçarlar, hep sevgi gördülerse kötülükten şüphelenmezler. Aynı insanlar gibi. Hayvanlar da hissettikleri ve algıladıkları gerçeklere göre size yaklaşır veya uzaklaşırlar. Fiziksel olarak farklı olmaları zeki olmadıkları anlamına gelmez. Aynı bebekler, çocuklar, kadınlar ve erkekler gibi.

 

  1. İnsan Piramidi Değil Canlı Havuzu;

Balık

Dünyayı bütün canlılarla ortak paylaştığımız ve bir üstünlüğümüz olmadığı, ekolojik döngü için bitkilere, hayvanlara ve doğaya muhtaç olduğumuz artık biliniyor olsa da, hümanizmin ve tabiata karşı kibirli uyanışın etkileri hafızalarımızdan silinmiş değil. Çoğu insan elleriyle sebep olabildiklerinin bir üstünlük olduğunu sanıp kendinden güçsüz gördüğü ya da himayesiz durumdaki her canlıya, her an zarar vermekte ısrar ediyor.

Herhangi bir çıkarımız olmasa bile parklarda otururken yanımızdaki bitkiyi yoluyoruz. Oysa o bitki de bir canlı. Hayvanlara kötü davranmak, ormanları yok etmek, denizi ve doğayı kirletmek, ozon tabakasını delmek. Bize anında acı vermediği sürece bunları yapmaya devam ediyoruz.

Kısa vadede düşüncesizce davranışlarımızın uzun vadede bizim dünyamızı yok etmemize sebep olacağını düşünebilecek gelişmişlikte değiliz. Hala ilkel dürtülerimizle yaşadığımızı kanıtlıyoruz.

 

Yazının sonuna geldiniz, beğendiyseniz yeni bir yazım için tıklayınız.

Sevgilerimle.