Düşünme Yazma

Düşünme Yazma

11 Haziran 2018 0 Yazar: rumeysa sariarslan

Düşünme Yazma

Kendini kötü hissedişler ardından güzel günleri sürüklüyor olmalı. Hayatı basit bir denklem ve işlemi tanımlanabilir kılmak, düşünme-yoğurma-yazma üçgeninin kökünü mü kuruttu.

Bitişleri, ama aslında yoğun başlangıçları hissettiğimde mutlu olurum. Ben her türlü mutluluk makinesiysem de hayat hiçbirimize beklediklerimiz kadarını yaşatmıyor. Hep daha fazlasını yaşamak, hep ilerlemek, yüksek tepeleri aşmak, uzun parkurları koşmak ve kendimizi genişletmek zorunda bırakılıyoruz.

Hayat bir gelişimdir. İstesen de istemesen de inanç sistemin, duygusal tepkilerin ve algılayış biçimin -bazen kültürel şartlanmadan sıyrılabilerek- şekil değiştirecek. Bireyci yaşam geçen yüzyılda bu kadar sorgulanmıyordu, şimdi tanımlanması gerekir oldu.

Üzerine düşünüp, yaşadıklarını anlamlandırıp, süreci sindirebilmek yavaşlatıyor gibi görünse de kendini tanımayı, kendini tanıyanı tanımayı ve hayatsal ilişkileri kurmayı sağlıyor. Daha fazla mutluluk getiriyor mu bilinmez. Ama asıl olan egoya yönelik hazlar değil, ruhsal ve bedensel hazlar olmalı.

Savaşmak ve kazanmak, güç ve hırs, başarı ve kalite, istemek ve almak olmasa da, insan başka, öznel bir dünyada yeyip-içip, sevip-sevişip yaşayabilir. Öyle bir boşluk bulunsa kendimi oraya atıp, dünyevi denen ama aslında her türlü zenginliği sunabilen o asıl zevk dünyasına kendimi bırakıp, benim kontrolüm dışında kurulmuş, büyük gücün yürüttüğü sistemde memnuniyetle, sonsuza kadar doyumu tadabilirim.

Kontrolcülük sadece yorgunluk verir, önüne sunulanın tadına bakmaksa keyif. Ama sanırım bunlar yaşadığımız şartlarda geçerli değil. Bu, benim kafamda kurduğum o zevk dünyasının, asıl olduğu düşüncesini destekleyen, insana dair, bir kuvvetli his.

 Düşünme Yazma

Beğendiyseniz en çok okunan yazım için tıklayın.

(Yazıdan bir kesit)

“Sevgili Tanımadığım Ama Çok Sevdiğim;

Bunun dışında, buradan bakınca, bu coğrafyadan, bu yüzyılda, içinde bulunduğum toplumsal yozlaşmanın ne ilk, ne son ve ne de dönemine has yeni ve biricik bir özelliği olmadığını bildiğimden, dünyanın kendini tekrar edişinin beş yüzüncü filminin, bir milyonuncu oyuncusu olduğumu anlıyorum. Ama bunu anlamak, düşünceme tatmin, ruhi sıkıntılarıma ferahlama getirmiyor. Sıkışmışlığımı azaltmıyor, evet.

Benim de kendimi gerçekleştirmem için gerekli olan yaşama tutkumu körüklemiyor. Yaşanılanlar içinde kendi kişisel tarihimden, dünya siyasi tarihine, beni heyecanlandırmayan ve sonsuz yaratıma dahil olmamamın bahanesi olarak icat ettiğim bu düşünce, belki de benim kendime olan sadakatsizliğimi bir sis perdesi içine saklamam için harika bir maskedir. Bu sayede yarım bırakabiliyorumdur.”

Sevgilerimle.