Bir İstanbul Düşü – Roman – Rümeysa Sarıarslan

“Taksiye binersin.” deyip elime 100 lira tutuşturdu. Yüzüne baktım, gözüyle taksi arıyor. Bir tane çevirdi, “Görüşürüz.” dedi, bindi gitti. 2 gündür tanıdığım adam başka, bu sabah yanında uyandığım adam bambaşka.
İstanbul’da psikoloji bölümünde üniversite öğrencisiyim. Bir arkadaşın tavsiyesiyle 2 gün önce günübirlik bir iş buldum, kendime harçlık çıkarmak için. Çok tavsiye etti arkadaşım. Özellikle hesaplar tutmayınca, beklenmedik zamanda parasız kalınca aynı gün para kazanabiliyorsun. Bir ay sonrayı beklemek yok, sigorta için evrak hazırlamak yok, kimseye kendini ispatlamak yok. Aç kalmazsın. Babana yalvarmak zorunda kalmazsın. Çünkü benim babam gerçekten yalvartır. Sonra da istediğinin her zaman yarısını gönderir. Bana para göndermemek için kredi kartı borçlarını, ne alıp ne verdiğini, yarım saat hiç nefes almadan anlatabiliyor. Ben de telefonu her kapatışımda üniversite okuduğum için suçluluk duyuyorum. Sanki onların sırtına yük oluyorum gibi. Oysa beni doğururken bana sormadılar ve bir çocuk elbette masraflarını karşılayamaz. Daha birinci sınıftayım ve bir an önce kalıcı bir iş bulup çalışmak istiyorum. Ama o zamana kadar bu iş, geçici olarak da olsa bursumla beraber beni idare eder diye düşündüm.
İşe gelince, Taksim’de bir gece kulübüne müşteri gibi gidip kız arkadaşlarınla alkollü, alkolsüz fark etmez içip eğleniyorsun. Ortalama güzellikte hemen her kız gidebiliyor. Dün kısa boylu, balık etli kızlar bile gördüm. Sadece topuklu ayakkabı şartı var. Bir de müşterilerle yakınlaşmaya çalışan kızları bir daha çağırmıyorlar. İstedikleri şey mekânı kalabalık ve kaliteli göstermek. Kadınların buraya eğlenmeye geliyor olduğu görüntüsü hem kadın müşteriler için güvenilirliği garantiliyor hem de erkek müşterileri cezbediyor. Sonuçta mekân da müşteri de kazanıyor. Mekân daha çok kazanıyor tabi. Benim kazancıma gelirsek, para kazanmanın dışında, 19 yaşındayım ve bugüne kadar kız kıza bir kulübe gidip eğlenmemiştim. Bir kere okuldan bir arkadaşın doğum günü için sınıfça gitmiştik. Bir kere de iletişim kulübüyle kutlama yapmaya gittik ve ben erken döndüm. Çünkü bizim gruptaki erkekler bile içince bambaşka kimseler oldu. Dans ederken dokunmaya, sarılmaya çalıştılar. Ayılınca pişman olurlar herhalde ama yapma desem de anlamıyorlar.
Ben tabii ki içmemiştim. Hayatımda bir kere alkol aldım onda da evde tek başıma denedim. Bir bira içmeye çalıştım. Tadını beğenmedim, hemen uyumuşum. Şimdi üçüncü defa bu kulübe, Rakko’ya çalışmak için 6 saatliğine gelince, ayakta durmaktan yorulup somurtan kızlar bir yana, kimsenin dokunması, bakışları olmadan kız kıza güle oynaya şarkı söylemek, dans etmek, gönlünce hoplamak, zıplamak benim kazancım. İş gibi değil burası benim için. Eğlenmeye geliyorum, üzerine para veriyorlar gibi. Alkol almıyorum tabi, etrafta benim gibi ayık bir sürü güvenilir insan var. Garsonu, barmeni, güvenlik görevlisi, müdür… Müşteriler rahatsız ederse hemen güvenlik araya giriyor. Ben yine dans etmeye devam. Bir sürü benim gibi öğrenci kızla da tanıştım. İçim rahat yani. Rahattı. Bu iş için arkadaşım bana bir telefon numarası vermişti. Adamın adı Verdi. Görsel müşteri olan kızları mekâna o yönlendiriyormuş. Böyle bir işi neden bir erkek yapsın ki diye düşündüm. Çekindim yazmaya. Ama babamı aramaya daha çok çekindim. Param yoktu. 500 liralık kredi kartımda son 20 lira vardı. Bir an bu akşam yemek yemesem diye düşündüm. Yarın aç uyanınca ne yapacağım? İnsan yemek yemeyi ne kadar erteleyebilir ki? Yurt da buz gibi soğuk. Kulüp sıcacıktır şimdi.
Aramaya cesaret edemedim. Ne diyeceğim telefonda. Görsel müşteri işi için aramıştım?
En iyisi mesaj atayım. Lazımsa o beni arasın. Mesajı yazdım, arkadaşın adını verdim. Cevap gelmedi. Açlığımı düşünmemek için bir kitap aldım elime. Olmadı. Yarın aç kalacak da olsam bugün tok uyuyayım bari. Yarın ola hayrola dedim kalktım yurt kantinine gittim. Patatesli yumurta yaptırdım kendime. Yanına istediğin kadar ekmek veriyorlar çünkü. Sabah da o ekmeklerden yiyebilirim. 2 tane de kahvaltılık peynir aldım sabah için. 15 lira tuttu. 5 liram kaldı. Ertesi gün babamı aramak zorundaydım. Ben koklaya koklaya yumurtalı patatesimi keyifle yerken telefonum bipledi. Baktım Verdi; ‘İsim, soy isim, boydan foto’ yazmış. Arkadaşım söylemişti zaten fotoğraf istediklerini. Hemen kuzenimin düğününden elbiseli fotoğrafımı attım. “Bu akşam müsait misin?”, diye sordu. “Tabii ki, hemen gelebilirim.” dedim. Gülücük attı. “Hemen gelme, saat 11’de gel, aynı fotoğraftaki gibi şık geliyoruz. Rakko Kulüp, İstiklal Caddesi’nde, bulamazsan ara gelirken.” dedi. “Tamam, Verdi Bey.” Yazdım. Mutluluktan ve minnettarlıktan ben de ona gülücük attım.
Allahtan elbisemi, topuklu ayakkabımı yurda getirmiştim. Yılbaşında okuldan arkadaşlarla parti yapabiliriz diye. Sonra da yılbaşını Can’la memlekette, Sivas’ta geçirdim. Namı diğer eski sevgilim. Ayakkabıları poşete koydum. Elbisenin üstüne kazak geçirdim, dışarısı çok soğuktu. Saat 11’de kulüpteydim. Beni diğer kızların yanına soyunma odasına aldılar. Kızların ayakkabı değiştirdiği, çalışanların eşyalarını koyduğu bir oda. Kızlar birbiriyle tanışıyor, arkadaşlarıyla gelmişler. Şen şakrak muhabbet edip şakalaşıyorlar. Ben de benim gibi kızları burada böyle görünce rahatladım. Güvende hissettim.
Hazırlanıp masalardan birine geçtim. Biraz sonra Verdi Bey geldi yanıma. Sosyal medya fotoğraflarındaki gibi açık tenli, aydınlık yüzlü, uzun boylu, zayıf bir adam. Tahminimce otuzlu yaşlarında, ela gözleri beyaz göz çevresinde, güneşte kalmış sakin bir liman gibi, ılık yaz sıcağını anımsatıyor.
“Merhaba, ben Verdi, yazıştığınız kişi.” Dedi.
“Merhaba” dedim, tokalaştık.
“Neler yapıyorsunuz, öğrenci misiniz?” dedi.
“Yurtta kalıyorum, Psikoloji 1. Sınıfta okuyorum”, diyerek kısaca anlattım.
“Memleket neresi?” dedi.
“Sivas” dedim.
“Aa, ne güzel, çok severim Sivaslıları. Benim çok Sivaslı arkadaşım var. Burada kızlar da var Sivaslı, tanışırsınız.” dedi.
“Öyle mi, sevindim, ne güzel” dedim. Aramızda tuhaf bir elektrik oldu. Hani yoğun duygularınızın arasında, dudaklarınızdan anlamsız kelimeler dökülür. İşin ilginci yoğun duygularım da yoktu. Kimseye öyle görür görmez yoğun duygular beslemedim daha önce. Ama onda bir şey vardı. Onun duyguları bana yansıyordu, ben sadece bana yansıyanı sahiplenmiştim. Ama hala adı, sanı, biçimi yoktu bu enerjinin. Yok olup gidecek kadar hafif ve anlık bir şeydi.
Onun duyguları bana yansıyordu, ben sadece bana yansıyanı sahiplenmiştim. Ama hala adı, sanı, biçimi yoktu bu enerjinin. Yok olup gidecek kadar hafif ve anlık bir şeydi.
O da nazikçe gülümseyerek, başka kulüplerden bahsetti. “İşi seversen seni oralara da gönderirim” dedi. “Saçların çok güzel olmuş”, dedi. “Kimse seni rahatsız edemez merak etme, bir şeyden rahatsız olursan hemen bana yaz. Ben zaten burada olacağım, yazışırız”, dedi. Sonra güler yüzlü bir kız getirdi masama. “İkiniz durursunuz” dedi. Kız da çok tatlıydı, hemen kaynaştık.
Diğer masalardaki kızlara baktım. Hepsi birbirinden güzel. Sarışın, esmer, kıvırcık saçlı, mavi gözlü, sempatik, uzun boylu bir sürü kız. Ben düz küt saçlı, orta boylu, S beden, kumral, yuvarlak yüzlü, güzel bir kızım. Burada benden daha güzel kızlar var. Biraz moralim bozuldu aslında. Ama hepsi çok iyi kızlar. Sarışın, kıvırcık saçlı, mavi gözlü bir kız bizim masaya geldi, yanımdaki kıza selam vermeye. O sırada biz de tanıştık. Çok samimi davrandı. O da öğrenciymiş.
Başta biraz sıkıldım, 1 saat herkes birbirine bakıyor, kimse konuşmuyor, kimse dans etmiyordu. Yanımdaki kız, adı Aysel, ekonomi 3. sınıftaymış, biraz sohbet ettik ama sonra telefona gömüldü. Ben de arada elime alıyorum telefonu ama ilk günden ilgisiz görünmek istemiyorum. Verdi Bey masa masa gezip kızlarla konuşuyor hala. Kimisinin yerlerini değiştiriyor. Arada bizim masaya da bakıyor. Bazen göz göze geliyoruz. Beni görünce gülümsüyor. Gayriihtiyari ben de kafamla selam verip gülümsüyorum.
Gece yarısı mekân hareketlenmeye başladı. Kalabalık müşteri gurupları, kız kıza eğlenmeye gelenler, sevgilisiyle gelenler derken doldukça doldu. Ben de meyve suyu aldım bardan. Dans ettim, çerez yedim. Mutluydum. Arada Verdi Bey masama gelip nasıl gidiyor diye soruyordu. Yorulduysan otur diyordu. Diğer kızlar ayaktayken bana neden otur diyor ki, herhalde ilk günüm olduğu için. Sonra gecenin ilerleyen saatlerine doğru mesaj yazdı. ‘Eğleniyor musun’ dedi. Çok eğleniyorum teşekkür ederim dedim. ‘Elbisen çok güzelmiş’ dedi. Yeşil renk, dizime kadar inen bol kesim bir elbiseydi. Kuzenimin düğününde de herkes çok beğenmişti. Gülücük attım.
Aysel’le iyice yakınlaştık. Kol kola girdik, şarkılara eşlik ettik.
Hareketli parçalarda dans ettik. Yorulunca sırayla tuvalete gidip dinlendik. Terledim ama çok eğlendim. 4 tane meyve suyu içtim. Aysel’le birbirimizin telefon numarasını aldık. Buraya gelmek istediğimizde haberleşip birlikte geleceğiz. Böylece yalnız kalmayacağız.
Saat 05.00’te işimiz bitiyordu. Kulüp kapanıyormuş. Kapanışa yarım saat kala müşteri azaldı. Verdi Bey de beni balkona çağardı mesajla. Hemen gittim. Baktım bir elinde viski bir elinde sigara sokağı izliyor. “Naber nasıl gidiyor?” dedi, sanki yıllardır tanışıyormuşuz ve arkadaşmışız gibi. “Yarım saat sonra kapanıyormuş burası” dedim merakla. Evet, 15 dakikaya sizi içeri alacağım. “Yarın gelecek misin?” Dedi. “Gelirim” dedim, içimden çok sevindim. 2 günde 200 lira param olacaktı. Sonra 3 gün daha gelsem kredi kartının borcu kapanıyordu. 1 ayda harcadığım paranın, çektiğim sıkıntının bedeli 1 haftada kazanabildiğim para mıymış?
Verdi, “Hangi yurtta kalıyorsun” dedi.
Ben, “Cevizlibağ’da” dedim.
Verdi, “Yurt hayatı zordur, bilirim” dedi. “Sana okuluna yakın güzel bir ev bulalım, ev arkadaşın olabilecek birileri var mı aklında?” diye sordu.
Ben de, “Eve çıkmayı düşünmüyorum, daha erken, önce bu senenin bitmesi lazım” dedim gülümseyerek.
Verdi, “Sen bilirsin, pek de akıllıymış aman da aman” dedi.
Biraz tuhaf hissettim kendimi. Rahatsız oldum. Sonra hemen “mekanı beğendin mi, kızlar nasıl, kötü davranan falan olmadı değil mi?”, diye sorular sormaya başladı. Yok yok hepsi çok iyiydi dedim, gayet memnun bir şekilde. “İyi bakalım, hoş geldin” dedi, bana doğru bir adım atıp elini uzattı. Ben de elimi uzattım, sadece tokalaştık ama sanki gözlerinde başka bir şeyler de vardı. Bakışlarında çekinmemi sağlayan bir şeyler. Belki de alkollü olduğu içindir.
Sonra kendisinden bahsetmeye başladı. 5 yıldır bu işi yaptığını, normalde hostes ajansı olduğunu, istersem günübirlik hosteslik işleri falan da ayarlayabileceğini söyledi. Bu haber de beni çok mutlu etti, kulübe gitmekten rahatsız olursam gündüz, fuarlarda, mağazalarda da bu parayı kazanabilirim. Sonra “Bu işi yapan başkaları da var ama biz onlar gibi değiliz” dedi. “Kızları müşterilerin masalarına gönderirler, mesela müşteri sana alkol ısmarlamak isterse kabul etmek zorundasın. Bizde öyle değil ben burada herkesi kendi kardeşim gibi, arkadaşım gibi korur kollarım. O yüzden için rahat olsun. Çok açık giyinmene gerek yok. Şık olsun, topuklu ayakkabı olsun. Askıntılık eden olursa da mutlaka haberim olsun” dedi ve devam etti. “Yurdun da uzak şimdi, nasıl gideceksin?”
Ben, “1 saat sonra metro çalışmaya başlıyor, bekleyip metroya bineceğim” dedim.
Verdi, “O uzun iş, nerde bekleyeceksin?” dedi.
Ben, “Bilmiyorum” dedim.
Verdi, “Sokak güvenli olmaz, böyle güzel bir kızın bu saatte sokakta ne işi var, sen benimle hamburgerciye gel, bir şeyler yiyelim, buradaki herkes de oraya geçiyor zaten, hep birlikte otururuz.” dedi.
Ben, “Tamam” dedim. İçeri gönderdi beni. “Masadan Aysel’i de al, soyunma odasına geçin” dedi. Yanına gidince sordum Aysel’e. ‘Hamburgerciye sen de geliyor musun’ diye. ‘Ben gelmiyorum ama kızların geneli gidiyor, acıkmış oluyorlar, eve gitmeden önce orada atıştırıyorlar’, dedi.
Herkes sırayla soyunma odasına gelmeye başladı. Son müşteri gidene kadar orada bekledik.
Kızların kafası çok iyiydi. Sarhoş olanlar küçücük odada sağa sola çarpmamaya çalışarak dans etmeye devam ediyordu. Yorulanlar, kola kolilerinin üzerine, masaya, tezgaha kuş gibi tünüyordu. Herkes birbirine iltifat ediyor, kimisi kimisini öpüyor, bazıları sarılıp, iyi ki varsın kanka diyordu. Mekan kapandıktan sonra, kasanın sayılması paraların dağıtılması 10 dakika sürdü. Sonra herkes peş peşe hamburgerciye yürüdü. Hep birlikte oturduk. Bir tane ıslak hamburger yedim. Kızlardan biri ‘sen yeni mi başladın’ dedi. Diğeri, ‘Verdi’nin arkadaşı mısın?’ diye sordu. ‘Hayır’ dedim.
Sandığımdan daha kısa sürdü. 10 dakikada yemek yiyen taksiye binip gitti, Bizimle beraber 3-4 kişi kaldı. “Ben de burada bekleyeyim bari” dedim Verdi’ye. O da, “Ben bırakacağım seni” dedi. Sonra hemen yanındakiyle konuşmaya başladı, cevap veremedim. Sonra kalktık hesabı ödedi. “Sen benim misafirimsin.” dedi. Hamburgercinin önünden taksiye bindik. Yolda taksiciyle muhabbet ettik.
Verdi “Hayırlı geceler abi, nasılsın, işler nasıl?”
Taksici “Eyvallah kardeşim nasıl olalım, bu krizde ayakta kalmaya çalışıyoruz işte.”
Verdi “Aynen abi. Biz de kulüpte çalışıyoruz. Bak bu kızcağız da çalışıyor öğrenci olduğu halde.”
Taksici arka koltukta oturan bana bir kaşını kaldırıp bakış attı.
Taksici “Öyle mi? Allah kolaylık versin herkese.”
Verdi “Öyle öyle. Valla bu İstanbul’da kız başına okumaya gelip de aynı zamanda çalışmak ayakta alkışlanacak iş.”
Taksici “Doğru doğru.”
Verdi “Çünkü neden öyle diyorum biliyor musun Esma, hakikaten zor bir şey. Bak akranların bu saatte uyurken, sen daha yeni yurda dönüyorsun falan filan. Sabah kalkıp sen de onlarla aynı saatte okula gideceksin. Değil mi?”
Esma “Yani evet, çok erken değil dersim ama doğru.”
Verdi “Senin çocuğun var mı abi?”
Taksici “2 tane kızım var Ankara’da okuyorlar. Birisi halkla ilişkiler, birisi uluslararası ilişkiler kazandı. Küçük olan bu sene gitti ablasının yanına. Onlara bir de ev tuttuk orada.”
Verdi “Oh oh maşallah abi, hayırlı uğurlu olsun.”
Taksici “Eyvallah kardeşim.”
Verdi “Birbirlerine sahip çıkarlar orada. İnsanın yanında aileden biri olması çok önemli. Ben de abimle yaşıyorum mesela.”
Taksici “Önemli önemli, aynen.”
Yol boyunca muhabbet devam etti. Verdi bir taksiciyle bir benimle konuşuyordu. Siyaset, İstanbul’un hali, belediye seçimleri, Taksim’deki Arap nüfusu konuşulan konular arasındaydı. Sonra Verdi ne kadar yalnız olduğundan, kim bilir ne zaman evleneceğinden dert yandı. Taksici onu teselli etti.
Verdi’yle sanki önceden tanışıyormuşuz gibi yakın hissettim. Yurda geldiğimde saat 06.00 olmuştu. Hemen yattım 12.00’de uyandım. Öğleden sonraki derse yetiştim. Sonra Verdi yazdı 16.00 gibi. ‘Geliyorsun değil mi’ diye. ‘Geliyorum’ dedim. Yurda geçince yemek yedim. Biraz uyudum. Kendimi çok güçlü hissediyordum. Artık kendi paramı kendim kazanabilirdim. Hatta Verdi’yle aram böyle iyi olursa, sürekli bana iş ayarlarsa, babamdan hiç para almadan bile yaşayabilirim. Ayrıca iltifatları, bütün kızlara karşı çok iyi oluşu, konuşkanlığı… Ne bileyim, değişik bir enerjisi var. Sanırım kadınları anlıyor.
Kalktım hazırlandım. İkinci gün de kulübe sevinçle gittim. Ne olduysa o gün oldu. Masada 3 kızdık. Verdi de bütün akşam bizim masada durdu. Sürekli benimle ilgilendi. Bana iltifatlar etti. Benimle karşılıklı dans etti. Sürekli güldürdü beni. Ben de rahatlamıştım düne göre. Çok eğlendik. En sonunda diğer kızlara göstere göstere koluma girdi. Kolumu çekmeye çalıştım ama izin vermedi. Konuşurken çok yaklaşıyordu. Bir keresinde sesten ne dediğini duyamadığımda eliyle boynumu tutup iyice kendine yaklaştırdı. O zaman etraftaki kızlar bize bakıyor mu diye çok gerildim. Birden o an fark ettim Verdi’nin benden hoşlandığını. İlk defa kendimden bu kadar büyük bir erkek benden hoşlanıyordu. Normalde hep yaşıtlarımla konuşmuştum ama hiç biri de uzun sürmemişti. Hiç biri de böyle başlamamıştı. Hiç biri de böyle davranmıyordu. Normal olan bu muydu yoksa benim yaşımdakilerin davranışları mıydı? Verdi 35-37 yaşlarında olmalı. Ben 19. Benim yaşımdakiler gibi kararsız değil. Ne istediğini biliyor. İltifatlar ediyor. Kendimi özel hissetmemi sağlıyor. Ben de ondan hoşlanıyorum galiba.
Hatta itiraf etmeliyim böyle bir erkekle karşılaştığım için kendimi şanslı hissettim.
Önceki tanıştığım erkeklerle birlikteyken hep ben konuşuyordum onlar dinliyordu. Ama ne dediğimi, ne istediğimi çoğu zaman anlamıyorlardı. Ben de kendimi çok yalnız hissederdim. Ne istediğini bilen, beni anlayan ve konuşabilen biriyle ilişki yürütmek çok daha kolay olmalı. Bana diyor ki, “Bir gün seni, kimsenin bizi tanımadığı bir kulübe götüreceğim, orada sabaha kadar sadece ikimiz dans ederiz, gelir misin?” Şu tatlılığa, şu romantikliğe bakar mısınız? Kim istemez ki.
Çıkışta “Bekle beni” dedi. Yine hamburgerciye gittik. Sanki haftalardır yaptığım rutinimmiş gibi tanıdık geliyordu her şey. Kızlar düne göre bana daha farklı yaklaşıyordu. Verdi bir an olsun yanımdan ayrılmıyordu. Yemeğimiz bitince hamburgerciden çıktık. Taksiye binmeden önce bana, “Bize gidelim, hem seni kardeşimle tanıştırırım, hem de evi öğrenmiş olursun.” dedi. Böyle bir şey isteyebileceğini hiç düşünmemiştim, hazırlıksız yakalandım. “Olmaz benim yarın okulum var. Hemen uyumam lazım zaten” dedim. “Tamam, bizde de hemen uyursun, ben de yorgunum zaten. Sabah beraber kahvaltı yaparız, hem, yurttan okula gitmen 1 saat. Benim evden okula gitmen 15 dakika.” Öylece kalakaldım. Neden tamam demedi ki diye düşündüm. Keşke tamam deseydi. “Yine de sen bilirsin tabi, bana güvenmiyorsan haklısın, sonuçta ben kimim ki.” Hala sessizce ve trip yaparak cevabımı bekliyordu. Alınmış, üzülmüş, kırılmış, reddedilmiş gibiydi. Biraz farklı konulardan konuşursam kendine gelir, ikna olur diye düşündüm. “Müzikler çok kötü değil miydi bu gece, dj yeni başlamış sanırım. O müzikte bile dans eden bir masa vardı ya en önde. Pes artık dedim.” Eğlenerek gülerek konuşuyordum. Bana katılsın diye bekliyordum. İyice surat astı. Can sıkıntısıyla derin bir nefes verdi dışarıya. Onu tamamen kaybediyordum. Kollarından tuttum, “Başka gün gelirim, söz” dedim. “Başka gün de belki ben müsait olmam” dedi, yıkık ve soru sorar gözlerle. “Tamam gelirim ama salonda uyurum” deyiverdim. Onu istemediğimi, sevmeyeceğimi düşünmesini istemedim. Hem varlığı çok iyi hissettiriyor. Bugüne kadar hiç olmadığım kadar iyi.
Hemen yine eski haline dönüverdi. Yolda espriler, gülüşmeler…
Hemen yine eski haline dönüverdi. Yolda espriler, gülüşmeler… Taksi boyunca sımsıkı elimi tuttu, hiç bırakmadı. Sona doğru da göğsüne yasladı. Sigara kokuyordu kıyafetleri ama sıcacık olduğunu hissediyordum. Bu iyi geliyordu. Sonra alnımdan öptü. Yol hiç bitmese ben orada, sabaha kadar mışıl mışıl uyurdum.
Eve girdik, öğrenci evine benzeyen dağınık bir evdi. Ama içeri girer girmez ısındım, kombi yanıyordu. “Sessiz ol, Erdem uyuyor” dedi. Koridordan salona geçtik. Salonda bir çekyat vardı. Çekyatı açtı çarşaf ve yorgan getirdi. Ben hazırladım. Çekyatın üstündeki yastıkları koydu. “Ee, sen içerde yatmayacak mısın?” dedim. Hafif gülerek sarılıp kucağına aldı. “Azıcık burada uzanmayayım mı?” dedi. “Azıcık sarılıp koklamayayım mı?” dedi. Konuşurken bir yandan da yanağımdan boynumdan öpüyordu. Ben de kıkırdıyordum. Sonra birden dudağıma yapıştı. Bir yanım bir şeylere itiraz ediyordu ama neye itiraz ettiğimi bulamıyordum. Bir yanım da sürekli öpücüklerin sıcaklığı ve baş döndürücülüğüyle kendini kaybediyor, durumu kabulleniyordu. Kararsızlık içinde sürükleniyordum. Ama cevap vermeme gerek yoktu. Düşüncelerim eyleme dönüşemiyordu. Önce bir süre şimdi gider, şimdi bırakır gider diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sonra istedim. Bütün bedenimle onu gerçekten istedim. Sonrasını düşünemeden. Ama sonrasında ne olabilirdi ki. Eğer olursa ikinci cinsel ilişkim olacak. İlki Can’la 1 yıl sürmüştü ve üniversiteye gelmek yollarımızı ayırdı. O Ankara’dan sürekli beni arıyordu. Ben İstanbul’da arkadaşlarımla gezmek, şehri öğrenmek istiyordum. Benim de onun gibi sürekli yurtta takılmamı istiyordu. Ama üniversite hayatında bir sürü seçenek, iş imkanları, ileride daha sosyal insanlarla daha farklı ilişkiler yaşama fırsatı önümde duruyordu. Çok bunalttı beni. Sürekli arayıp neredesin diyen biri haline geldi. En sonunda dayanamadım, ben ayrıldım. Şimdi Verdi’yi doğru düzgün tanımıyorum bile. Ama baş başa bir yatakta oturmuş öpüşüyoruz. Böyle birden tanışıp sevişip sevgili olanlar yok mu? Var tabi. Bu da öyle olabilir pekala. Ama işte Verdi’yi tanımıyorum. Ama çok güzel öpüyor. En iyisi ona bir şans vereyim.
Sonrası hiç konuşmadık. Aklımdan da şüphe geçmesine izin vermedim. Çünkü bir işi yapacaksan karar verdikten sonra şüphe edersen o iş bir şeye benzemez. Artık ne olmuştur ne de olmamıştır. Ne o anı yaşayabilmişsindir ne de yaşamamışsındır. Büyüsü bozulmuştur. Uyumadan önce de bana iyi davrandığını hatırlıyorum. Göğsüne başımı yaslayıp uyudum. “Rahat mısın?” diye sordu. Keyfime diyecek yoktu. Sadece “Evet” dedim.
Sabah uyandıktan sonra olanları biliyorsunuz. “Taksiye binersin.” deyip elime 100 lira tutuşturdu. Yüzüne baktım, gözüyle taksi arıyor. Bir tane çevirdi, “Görüşürüz.” dedi, bindi gitti. 2 gündür tanıdığım adam başka, bu sabah yanında uyandığım adam bambaşka.
Bana öyle geliyor olabilir mi? Belki sabahları tatsız uyanıyordur. Bazıları için öyle derler. Bir süre bunu düşünmemeye karar verip okula gittim. Derste kafam dağılır diye düşündüm. Ama dersi hiç dinleyemedim. Bütün ders boyunca tekrar tekrar olanları düşünüyordum. İki gündür bana olan davranışlarını, yakınlığını. Ben yanlış bir şey mi yaptım, yanlış bir imaj mı yarattım kendimle ilgili? Orada o kadar çok kız varken, zaten bu kızlardan biriyle de yatabilecekken neden bana sevgili olmak istiyor gibi davransın ki? Dün eve giderken, evi de öğrenmiş olursun demedi mi? Ama kardeşimle tanışırsın da demişti, sabah o uyanmadan çıktık evden. Ah, bilmiyorum. Ne düşündüğünü bir bilsem. Bana “Sen buradaki diğer kızlar gibi değilsin, daha asilsin.” Demişti. Ben ne demek istediğini düşünürken ekledi, “Bu kızların çoğu affedersin çirkef. Ne dediğini dinlemeden her şeye itiraz ederler, rahat rahat iki kelime konuşamazsın bile.” Şimdi yakasına yapışıp sen bana ne yaptın, hemen açıklayacaksın, deyip hesap sormak istiyorum. Ama bu cümlesi geliyor aklıma. Evet, ben öyle değilim, biraz daha zaman vereyim. Akşama doğru arayacaktır. Aramazsa ben ararım. Hatta belki sabahki tavrı yüzünden özür bile diler. Belki bana sürpriz yapar, bir buket çiçek getirir. Ya da tek bir gül. Bunları düşündükçe keyfim yerine geldi. Ama akşama kadar zaman zaman çaresizlik, zaman zaman kızgınlık, zaman zaman kırgınlık arasında gidip gidip geldim.
Verdi;
Ben burada büyüdüm, bu evde. İstanbul, Kâğıthane’de. O zamanlar çocuktum, tek katlı evimizi yıkıp bu apartmanı yaptılar. Babam da dâhil kardeşlerin hisseleri vardı, çoğu satıldı. Bir bu daire kaldı elimizde.
Annemler köye döndü, Osmaniye’ye. Erdem benim başıma kaldı. Kalsın tabi, bir tane kardeşimiz var. Yalnızlığımı azaltıyor. Mahallede bile fazla tanıdık kalmadı. Akrabalar İstanbul’un dört bir yanına dağıldı. Her yer, her şey hızla değişti.
Ben de bir sürü işe girdim çıktım. Ama başkasının altında çalışmak bize göre değil. Milletin ağız kokusunu çekmek. Bir tanıdık; parlak adamsın, ağzın laf yapıyor, kızlara ajans kursana, İstanbul etkinlik cenneti, sürekli hostes kız lazım oluyor dedi. E çevren de var, herkes seni biliyor. Bana da mantıklı geldi, bir sürü de kuzen var, onlara sordum çalışır mısınız? Başta isteklilerdi ama ben şirketi kurunca kimseyi bulamadım çalışacak. Öğrencileri yönlendiriyordum ama onlar da bir gelen bir daha gelmiyor, şartları beğenmiyor, işi patlatıyor. Bu sefer müşteri bir daha seninle çalışmıyor. Yani her ay düzenli gelirim bir türlü olmuyordu. Bir sürü uğraş didin, yine de kazanama.
Sonra bir abimiz Kerem patronla tanıştırdı sağ olsun. Ben bilmiyordum bu iş nasıl olur. Kerem patrona da tavsiye etmişler, görsel müşteri ile daha çok kazanırsın, marka olursun demişler. Benim hemen aklıma yattı tabi. Görsel çalıştıran kulüpleri öğrendim, hemen gittim gözlem yaptım. Dışardan alan yok. Hepsi kendi bünyesinde tanıdık kızları çalıştırıyor, daimi müşterileri ücretsiz ağırlayarak falan götürmeye çalışıyorlar. Bir yokladım, benim ajanstan size bu işi yapacak profesyonel kızlar göndersem ilgilenir misiniz? Başta tereddütleri vardı, kaç para isteyecek falan diye ama bazen hafta sonu bile kimseyi bulamadıkları oluyormuş. Boş kulübe de kimse girmiyor, kapıdan bakan çıkıyor. Ben ikna ettim hepsini tabi. Kulüpleri teker teker bağladım kendime. Bu işi yaptıkça da patronların ne kadar yavşak ne kadar dolandırıcı olduğunu gördüm. Bir tek Kerem Bey ilk tanıştığımız günkü gibi. Hala prensipli adam. Hala sahip çıkar bana. Sıkıntı çıkınca yarı yolda bırakmaz.
Kitabın devamını okumak için yaşadığınız ülkedeki Amazon Kindle Store’a ” Bir İstanbul Düşü ” yazarak aratabilirsiniz. Türkiye için yukarıdaki linke tıklayabilirsiniz. Bazı ülkeler için kısayol olarak;
Hollanda ve İngiltere için bağlantılara tıklayabilirsiniz.